Genel bakış
Bir Şehri Aslında İnsanlar Değil, Kokular da Tanımlar
Bir şehri düşündüğümüzde genellikle binaları hatırlarız.
İstanbul deyince Boğaz.
Paris deyince Eyfel.
Londra deyince kırmızı otobüsler.
Ama bir şehri yalnızca gördüklerimiz oluşturmuyor.
Kokladıklarımız da oluşturuyor.
Bir fırının sabah kokusu.
Yağmurdan sonra kaldırımın kokusu.
Metro istasyonunun kendine özgü havası.
Deniz kokusu.
Bir okul koridoru.
Hatta yıllardır gitmediğimiz bir yerin kokusu, bizi birkaç saniyede geçmişte hiç beklemediğimiz bir ana götürebiliyor.
Çünkü koku, hafızayla oldukça güçlü bir şekilde bağlantılı.
Bu yüzden belki de şehirlerin görünmeyen bir hafızası var.
Fotoğraflarda göremediğimiz.
Haritalarda bulunmayan.
Google Maps’in gösteremediği.
Ama orada yaşayan insanların zihninde bulunan bir şehir.
Düşünsene:
Yıllar sonra doğduğun şehre dönüyorsun.
Bir sokağa giriyorsun.
Bir koku geliyor.
Ve bir anda çocukluğundan bir anı beliriyor.
O anda aslında sadece bir kokuyu algılamıyorsun.
Geçmişinin bir parçasını yeniden deneyimliyorsun.
Belki de bir şehri gerçekten tanımak için ona sadece bakmak yetmiyor.
Onu dinlemek, koklamak, dokunmak ve içinde yaşamak gerekiyor.
